İstanbul’un simge mabedi Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nde, ramazanın manevi iklimi musiki geleneğiyle birlikte yaşatılacak.
Fethin sembolü Ayasofya-i Kebir Camii, kapsamlı restorasyon çalışmalarının sürdüğü bu günlerde de “on bir ayın sultanı” ramazan ayına ibadete hazır hale getirildi. Ramazan boyunca camide mukabeleler, vaaz programları, enderun usulü teravih namazları, makamlı ezanlar ve ramazan kasideleriyle asırlık gelenekler yaşatılacak.
Ayasofya-i Kebir Camii müezzinlerinden Dr. İbrahim Çoban ve Selman Kızmaz, ramazan hazırlıkları ile camide uygulanacak dini musiki geleneğine ilişkin bilgi verdi. Ayasofya’nın fethin nişanesi olduğunu vurgulayan Çoban, yapının yüzyıllar boyunca ulu cami olarak kullanıldığını, müze döneminin ardından ise yaklaşık 5,5 yıldır yeniden aynı coşku ve heyecanla ibadete açık olduğunu söyledi.
Ramazan ayının Ayasofya’da dolu dolu geçeceğini belirten Çoban, “Salalar, sahur vakitlerinde okunan temcitler, Kur’an tilavetleri, salat-ı ümmiyeler, mukabeleler, ilahiler, enderun usulü teravih ve cumhur müezzinliği ile ramazan ruhunu yaşayacağız. Sabah, öğle ve ikindi namazlarından önce mukabele-i şerif okunacak. Her akşam teravih öncesinde ise kıymetli hocalarımızın katılımıyla vaaz-ı nasihat programı olacak” dedi.
Enderun usulü teravihin tarihçesine de değinen Çoban, bu geleneğin 18. ve 19. yüzyıllarda Osmanlı sarayında geliştiğini, Buhurizade Mustafa Itri ve İsmail Dede Efendi gibi büyük musiki üstatlarıyla İstanbul’dan dünyaya yayıldığını anlattı.
Bu usulde her dört rekâtta farklı bir makam icra edildiğini ifade eden Çoban, “Tilavetler ve aralardaki ilahiler cumhur müezzinliği şeklinde okunur. Bu uygulama cemaate ayrı bir coşku katarken, teravih namazının daha kalabalık cemaatle eda edilmesine de vesile oluyor” diye konuştu.
Teravihin isfahan makamıyla başladığını belirten Çoban, namaz boyunca saba, hüseyni, eviç ve acemaşiran makamlarının kullanıldığını, selamın ise segah makamında verildiğini aktardı. Namaz sonunda bestesi Itri Efendi’ye ait salat-ı ümmiyenin okunduğunu, ardından dua ve vitir namazıyla programın tamamlandığını söyledi.
Çoban, rekat aralarında ilahilerin, namaz sonunda ise kasidelerin okunduğunu belirterek, “Ramazanın ilk 10 gününde ‘Merhaba Şehr-i Ramazan’, son 10 gününde ise ‘Elveda’ kasideleri okunur. Bu da cemaat için ayrı bir manevi atmosfer oluşturur” dedi.
Müezzin Selman Kızmaz da ramazan ayının dini musikiyle en güzel şekilde yaşatıldığını vurguladı. Enderun usulü teravihte imam ve müezzinler arasında makamsal geçişlerin büyük önem taşıdığını belirten Kızmaz, ezanların da Osmanlı geleneğine uygun üslupla okunduğunu söyledi.
Kızmaz, “Sabah ezanını saba, öğle ezanını uşşak, ikindi ezanını rast veya hicaz, akşam ezanını segah, yatsı ezanını ise hicaz makamında icra ediyoruz. Özellikle sabah ve yatsı ezanlarında manevi iklimi yansıtan bir üslup tercih ediyoruz” ifadelerini kullandı.
Programın sonunda müezzinler, klasik repertuvarda yer alan ramazan ilahileri, salat-ü selamlar, kasideler ve makamlı ezanlardan örnekler sundu.